150 yıldır aranan ‘’Kayıp Boğumcuk’’; Bingöl Üniversitesi’nin Biyoloji Bölümü’nün Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lütfi Behçet aracılığı ile PİKOM etkinliklerinde ortaya konuldu.

150 yıldır hiçbir şekilde bulunamayan bitkiye; Türkiye’deki bilir kişiler ‘’Kayıp Boğumcuk’’ ismini verdi. Bu bitki Micromeria (Boğumlu Çay) cinsinden olmaktadır. Projenin ismi; ‘’Çapakçur Vadisi’nin Florası (Bingöl)’’ olmaktadır.

‘’Avrupa Tarafından, Türkiye Üzerinden Toplanarak Yayımlandı.’’

Prof. Dr. Behçet; bitkinin yurtdışındaki kişiler tarafından Türkiye’den alındığını dile getirirken, şu sözleri de konuşmasına ekledi:

‘’ Türkiye üzerindeki yüzlerce Herbaryumda örnek rastlanılmayan bu bitki, yabancı kişiler aracılığı ile Türkiye üzerinden toplanarak yayımladı. Cinsin yenilemesini yapan kişiler araştırmakla yükümlü olduğu bu türün örneklerini arazi içerisinde yoğun çalışmalar yaparak yıllarca aradı. Fakat hiçbiri bir ize rastlamadı. Ardından Cenevre’ye yol alarak sınırlı izinle örnekleri araştırma fırsatı buldular. Bazı bitkilerden ölçü dahi alındı. Fakat bu durumda pek olumlu sonuçlar geldiğini söylemek yanlış olur. Dünya üzerinde sadece ülkemizde yetişme fırsatı bulan bu tür için; ufak bir örneğini dahi Türkiye’de bulamıyoruz. Bitkiyi her açıdan araştırıp, incelemek istiyorsanız Avrupa’ya gitmeniz gerekecek.’’

‘’Kayıp Boğumcuk’’ 150 Yıl Sonra Bingöl’de Bulundu

‘’2011 Yılında Bingöl Maceramda Kayıp Boğumcuk’u Tespit Ettim Ama…’’

Prof. Dr. Lütfi Behçet; aslında türün Türkiye üzerinde oluşunu 2011 tarihinde Bingöl’e ilk gelişinde bulduğunu ve incelediğini dile getirdi. O tarihte yalnızca 5 çeşidini anlayabildiğini ve ilerleyen süreçte bitki türünü bulduğu sahanın maalesef taş ocağı olarak değiştirildiğini dile getirdi. Bu sebepten ötürü 2018 yılına kadar hiçbir örneğe rastlamadığını da cümlelerine ekledi.

Prof. Dr. Lütfi Behçet güzel bir haberle bizlerle buluştu. Kayıp Boğumcuk hakkında şu cümleleri kullandı:

‘’2018 yılında Çapakçur Vadisi üzerinde Kayıp Boğumcuk ile ilgili verimli bir popülasyona rastladık. 2019 yılında, Avrupa’nın bir dergisi üzerinde bu türün Bingöl içerisinde yayılışını yayımladık. Ardından 2020 yılında ise, bitkiye ait Bingöl üzerindeki farkı yerlerden farklı modellerini aldık. Bu şekilde türü araştırmak ve incelemek isteyen birçok insana ciddi kolaylıklar sunmuş olduk.’’

Bingöl’de ortaya çıkan ve yayılışı olan “Beynanesi (Nepeta baytopii Hedge & Lamond)” için Prof. Dr., Lütfi Behçet, konu hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştur.

Risk altında olduğu tespit edilen ‘Kayıp Boğumcuk’ Bingöl’de zengin yayılıma sahip konuma gelmiştir.

Prof. Dr. Behçet; Bitkiler hakkında yanlış yorumların yapıldığını ve sonralarında yapılan araştırmaların da sorunlara neden olduğunu dile getirmiştir. Bunun üzerine ülkemizde yer alan bu endemik bitkilerin korunmasını söylemiştir. Bir taksonun arazide yer alan popülasyon büyüklüğü hakkında yorumlarda bulunulduğunda, taksonların araştırma amaçlı bir araya getirilmesi gerektiğinde birimlerin önceden yapılan değerlendirmelerden feyz alarak izin konusunda zorluklar çıkarabilmekte, araştırmada engel konumuna gelebileceğini söylemiştir. Öte yandan Bingöl’de yayılışı olan ‘Nepeta baytopii’ yani ‘Beynanesi’ kritik düzeyde risk altında olmadığının altını çizmektedir. Burada adı geçen taksonun 250’nin altında olgun bir bireyin olduğunda risk altında olacağı belirtmektedir. Oysa adı geçen ek Çapakçur Havzası’nda ve bu havzanın kuzeyinde yer alan dağların Muş il sınırına kadar dayandığını söylemiştir. Bu popülasyonun seyri sık hallerde veya çayır şeklinde görüldüğünden de bahsetmiştir.

Bingöl’de ortaya çıkan endemik türlerin sadece birkaç katı Çapakur Vadisi’nde rastlanıldığı belirtilmiştir.

Bugüne dek Bingöl’de yetişen endemik bitkileri pek bilemeyebiliriz. Bingöl’ün sahip olduğu konum itibari ile ortaya çıkan endemik türler hakkında yanlış ve eksik bilgiler ortaya çıkabilmektedir. Prof. Dr. Behçet, Çapakçur Vadisi’nde bu endemik türlerin birkaç katı bitkinin yer aldığını dile getirmiştir. Bingöl’ün konumu gereği ve ülkemizde yayılışı görüldüğü ortaya çıkmaktadır. Fakat endemik bitki açısından bilinenlerin eksik ve yeterli oranda olmadığını dile getiren Prof. Dr. Behçet; gerçeği de yansıtmadığını söylemiştir. Öte yandan bugün sahip olduğumuz biyolojik kaynak çeşitliliğimizi ortaya çıkaramamış durumda olduğumuzu da vurgulamıştır. Bunlara kaynak olarak her ay boyunca ülkemizde tanımlanan yeni endemik türlerden bilim ailesinin bile yeni haberi olduğunu söyleyebiliriz. Buna ek olarak Bingöl’de tespit ettikleri ve 2014 yılından itibaren 7 takson üzerinde yaptıkları çalışmalar dünya çapında farklı dergilerde yayımlamışlardır. Ayrıca devam ettirdikleri diğer çalışmalar, iddialarının çok yüksek olduğunun göstergesidir. 2020 yılı itibari le Bingöl hakkında yayımlanmış yeni türlerin varlığının yanı sıra, üzerinde çalışmalar yürüttükleri yeni türler de yer almaktadır. Bu endemik türler bitkiler açısından her birinin gen zenginliği ve bitkilerin çeşitlenmesi açısından kaynak diyebileceğimiz gelişmelerdir.

Hedeflenmiş Sosyo-Ekonomik Araştırma Programlarını geliştirmek amacıyla belirlenen üniversitelere örnek olabilecek araştırma

Bingöl’de bulunan endemik bitkiler hem bulunduğu lokasyon için hem de bölgesel olarak Bingöl balı açısından önemli etkendir. Prof. Dr. Behçet, Kalkınma ve İhtisaslaşma Programı’nı dile getirerek hedeflenen sosyo-ekonomik araştırma programları için önemli katkıları olduğunu söylemiştir. Bu program içerisinde Bingöl’de yeni endemik bitkiler ortaya çıkarılmış ve Bingöl’ün doğal zenginliklerini tanıtmış durumdadır. Bingöl balının en önemli özelliği ise bölgede yer alan endemik bitkilerden meydana gelmesidir. Cümlelerine devam eden Prof. Dr. Behçet, Üniversite Rektörü Sayın Prof. Dr. İbrahim Çapak’a teşekkürlerini sunarak cümlelerini bitirmiştir.

Ülkemiz endemik bitkiler açısından oldukça zengindir

Ülkemizde endemik bitkiler açısından bulunduğu coğrafi kuşak itibari ile dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Türkiye’de tanımlanmış tohumlu bitki türü sayısı günümüzde 9,200 civarlarındadır. Tür ve tür altı takson sayısı ise 11.000’ e ulaşmaktadır. Yeni türlerin tanımlanması ile bu sayı her geçen gün çoğalmaktadır. Bu nedenle Türkiye tohumlu bitki çeşitliliğinde kıta özelliği göstermiş, bu durumda ise bitkilerin %34’ünün endemik olduğunu söyleyebiliriz. Tohumsuz bitki gruplarında yer alan bitkiler geniş yayılımlı özelliğe sahip oldukları için endemizm oranları düşüktür. Öte yandan tohumlu bitkilerin alt kademesinde yer alan açık tohumlu bitkilerde de endemizm oranının düşük olduğu görülmektedir. Ülkemizde endemizm oranının yüksek olması Türkiye’yi çiçekli bitkiler açısından ilginç kılmakta olup bir yerde de cazibe noktası haline getirmektedir. Bu tür zenginliğe Avrupa’nın hiçbir yerinde rastlamanız mümkün değildir.

Bingöl’de keşfedilip dünyaya yayılan organik balımız bu çeşitlilikler sayesinde içerisinde oldukça yararlı besin kaynakları yer almaktadır. Geleneksel bir hal almış ve oldukça fazla ses getirmeye başlamıştır. Yazımızı bu bağlantıya tıklayarak kaynağından okuya bilirsiniz.

Pin It on Pinterest